Medya Fareleri ve Mesleğin İtibarı
Bir zamanlar 'otel fareleri' denirdi; davet kovalar, açık büfe peşinde dolaşanlara takılan alaycı bir isimdi bu. Şimdi ise yeni bir türle karşı karşıyayız: medya fareleri. Gazetecilikle ilgisi olmayan, habercilik emeği vermemiş; ama eline bir telefon, boynuna bir kart asıp kendini 'basın' diye tanıtan bir güruh… Mekânlara 'haber yapacağız' diyerek giren, iki tabak yemek ve birkaç kadeh içki karşılığında övgü dolu paylaşımlar yapan, ertesi gün de kendini medya patronu ilan edenler.
Medya Fareleri ve Mesleğin İtibarı
Bir zamanlar “otel fareleri” denirdi; davet kovalar, açık büfe peşinde dolaşanlara takılan alaycı bir isimdi bu. Şimdi ise yeni bir türle karşı karşıyayız: medya fareleri.
Gazetecilikle ilgisi olmayan, habercilik emeği vermemiş; ama eline bir telefon, boynuna bir kart asıp kendini “basın” diye tanıtan bir güruh… Mekânlara “haber yapacağız” diyerek giren, iki tabak yemek ve birkaç kadeh içki karşılığında övgü dolu paylaşımlar yapan, ertesi gün de kendini medya patronu ilan edenler.
Daha vahimi ne mi? Ödül geceleri düzenlemeleri.
Kimin kimi ödüllendirdiği belli olmayan, jüri kriteri olmayan, çoğu zaman parayı verenin kupayı aldığı geceler… Oysa gazetecilik ödülü; emeğe, araştırmaya, cesarete verilir. Basın kartı; bir kartvizit değil, sorumluluktur.
Gazetecilik; kamunun adına soru sormaktır.
Gazetecilik; güç karşısında eğilmemektir.
Gazetecilik; bedava yemek karşılığı methiye dizmek hiç değildir.
Bugün sosyal medyanın sağladığı görünürlükle herkes yayıncı olabilir; buna itiraz yok. Ancak “yayıncılık” ile “gazetecilik” arasındaki çizgi nettir. Gazeteci; doğrular, araştırır, teyit eder, etik kurallara uyar. Reklamı reklam diye belirtir. Haberle çıkar ilişkisini birbirine karıştırmaz.
İşte tam burada mesleğin duayenlerine büyük görev düşüyor. Yıllarını sahada geçirmiş, savaş görmüş, kriz takip etmiş, gece yarıları baskıya koşmuş gerçek gazeteciler… Bu tabloya sessiz kalmamalılar. Çünkü sessizlik, meşrulaştırır.
Mekân sahiplerine de bir söz söylemek gerekir:
Kapınızı açtığınız kişi gerçekten gazeteci mi, yoksa ücretsiz menü avcısı mı? Bir kupanın, bir plaketin, birkaç sosyal medya paylaşımının size kalıcı bir değer katmadığını artık görmek zorundayız. İtibar; satın alınan ödülle değil, sürdürülebilir kaliteyle kazanılır.
Meslek örgütleri daha net durmalı.
Basın kartı kriterleri şeffaf olmalı.
Sözde ödül furyasına karşı etik bildirgeler yayımlanmalı.
Bu yazı kimseyi hedef almak için değil; bir mesleğin itibarını korumak için kaleme alındı. Çünkü gazetecilik; güven işidir. Güven ise en zor kazanılan, en kolay kaybedilen sermayedir.
Unutmayalım:
Gerçek gazeteciler masada yemek aramaz; gerçeğin peşinde koşar.
Ve meslek, kendi içindeki çürümeye “dur” diyebildiği gün yeniden güç kazanır.